Eserleri

"Yunus Emre'nin Risâleltü'n-Nushiyye adında bir mesnevisi ve şiirlerini topladığı bir Divan'ı bulunmaktadır."

Azmi BİLGİN

Yunus Emre eser bırakan sûfi şairlerdendir. Onun bugün için bilinen iki eseri vardır. Bunlardan "Risalet-el Nushiyye", Mesnevi nazım şekliyle yazılmış, manzum, didaktik, nasihatnâme tarzında bir eserdir. Toplam 563 beyittir. Başlangıç kısmında aruz ölçüsünün fâilâtün/fâilâtün/fûilün diğer bölümlerinde, mefâilün/mefailün/fâilün kalıpları kullanılmıştır. Eserin sonlarına doğru yer alan

"Söze tarih yedi yüz yidiydi

Yunus canı bu yolda yidiydi"

beytinden hareketle yazılış tarihinin H. 707/M. 1307 olduğu sanılmaktadır. Buna göre Yunus Emre bu eserini vefatından on iki-on üç yıl önce yani olgunluk yaşlarında yazmıştır.

Bu eser, Yunus'un asıl bilge yönünü, tasavvuf kültürüne vukufiyetini ve onunla yakın temasını gösterir. Ayrıca Yunus'un " ümmi, yani tahsil görmemiş bir şair olmadığını, aksine çok esaslı bir kültüre sahip olduğunu, tam anlamıyla ahlakçı bir mutasavvıf hüviyetiyle edebiyat ve kültür tarihimizde seçkin bir yer tuttuğunu, diğer taraftan sadece bir derviş değil, asıl tam bir mürşid, rehber, yol gösterici olduğunu ve özellikle akla verdiği büyük değeri, önemi açıkça ortaya koymakta, akıl ile gönül sentezini de başarıyla gerçekleştiğini göstermektedir." Önder Göçgün, Dünden Bugüne Yunus Emre, s.66. Nihat Sami bu eseri dolayısıyla Yunus'un bir mürşit sıfatıyla da çalıştığını belirtir.

Risalatü'l-Nushiyye'nin üzerinde bugüne kadar pek fazla durulmamıştır. Bunda dilinin de etkisi vardır. Zira bu eserde Divan'a göre Arapça, Farsça kelimeler bir hayli yer tutmaktadır. Ayrıca eserin sembolik bir anlatımı vardır. Soyut kavramlar kişileştirilmiştir. Yine eserdeki destani üslup da dikkati çekiçidir. Çünkü baştan sona kadar iyi huylarla kötü huyların savaşı yer almaktadır. Bu özellik Yunus'un yaşadığı çağa da uygun bir özelliktir. Çünkü o çağda da böyle bir kavga vardır.

 

Eserde didaktizmin ağır basması, lirizmi geri plana itmiştir. Bu yüzden "san'at değeri bakımından Divan'ı ile ölçülecek nitelikte değildir.". Yani "Hissi değil fikri, öğetici" bir eserdir." Zaten Yunus bu eserinde "kendi duygularını değil genellikle insanoğlu'nun hâlini ortaya koyar." Fakat tasavvufun temel kavramlarını, ana meselelerini bir bilgin sıfatıyla açıklaması yönüyle çok önemlidir. Banarlı'nın yorumuna göre bu durum Yunus'un "bir mürşit sıfatıyla da çalıştığını göstermektedir." Zira Yunus'un bu eserde ele aldığı kavramlar, dün olduğu gibi bugün de önemini koruyan kavramlardır. Allah'a duyulan özlem, O'na inanmak ve güvenmek, sabırlı olmak, onurlu olmak, cömertlik, haya sahibi olmak... Öbür yanda riya, acelecilik, büyüklenme, şehvet, öfke, cimrilik... gibi diğerlerine zıt huylar ve bunlar arasındaki mücadele insanlığına ezeli ve ebedi meseleleridir.

Risalatü'l-Nushiyye Yunus'un nasıl bilgi seviyesini gösteriyorsa Divan'ı da şairlik gücünü gösteren bir eserdir. Şiirleri çeşitli coğrafyalarda dilden dile dolaşan Yu-nus'un bizzat kendisinin eserini tertip edip etmediğini kesin olarak bilmemekteyiz. A. Gölpınarlı O'nun:

Yunus oldum ise adım ne acep

Okuyalar bu benîm divanımı

ya da

"Yunus miskin anı görmüş eline bir divan almış

Âlimler okuyamamış bu ma'niden duyan gelsin

gibi beyitlerinden hareketle "kuvvetle ihtimal dahilindedir ki bahsettiği divanını, bizzat kendisi yazmış olsun. Esasen şiirleri, kendisi tarafından, yahut kendi yaşarken toplanmamış olsa eski divan nüshâlarına rastlamamız icap ederdi" sonucuna varmaktadır. Köprülü ise eldeki nüshâların son asırlara ait olduğunu belirterek "Yunus divanı kendisinden asırlarca sonra, ona bağlı bir derviş tarafından tertip ve tanzim edilmiştir" demektedir.

Yunus Divanı'nın ortada pek çok yazma nüshâları vardır. Bu eserlerde yer alan şiirlerin tamamım ona ait görmek mümkün değildir. "Yunus'tan sonra ve Yunus tarzında söylenmiş daha birçok şiirlerin, Yunus'un sanılarak bu nüshâlara ilave edildiği muhakkakıtır."

Divan'daki dil Azeri lehçesiyle büyük bir yakınlık ve benzerlik içindedir. Türkçe, Yunus'ta bu çağın edebî dili haline gelmiştir. Bunda Türkçenin işleniş şeklinin, felsefi düşünceleri ifade edici bir özelliğe ulaştırmanın payı büyüktür. Bu bakımdan Yunus'u Eski Anadolu Türkçesinin en büyük temsilcilerinden biri saymak gerekir.

 

Yunus, divanında hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Daha çok şöhret kazanan şiirleri hece vezniyle yazılmış olanlarıdır. Bu şiirlerde hece ölçüsünün hemen her kalıbı kullanılmıştır. Öbür yandan Divan'da mesnevi, gazel, musammat şeklindeki divan nazım biçimlerine de rastlanır.

Kafiye konusunda genellikle Halk ve tekke şiirindeki geleneğe uyularak daha çok yarım kafiye kullanılmış ve redife baş vurulmuştur. Nazım şekli genellikle dörtlüktür. Nazım birimi olarak zaman zaman beyit de kullanılmıştır. Divan'daki şiirlerde mecaz ve mazmun özellikleri de dikkat çekicidir. Bunlar arasında Halk şiiri geleneğinde yer alan ortak mecazlara, sembollere, rastlanmakla birlikte ol-dukça orijinal olanları da vardır. Çok sık kullanılan imaj ve semboller "ekincilik, bağ ve bahçecilik hayatından alınanlardır". Dolayısıyla benzetmeler de hep tabiata dayalıdır. Derviş, meyveli bir ağaçtır. Diken asiliği, gül uysallığı ve olgunluğu temsil eder. Şair, bülbüldür, temizlenmemiş gönül dikenli bir bahçedir. Aşksız adam odun misalidir.

Yunus'un şiirlerinde İslam şairi niteliğine uygun olarak sanat kaygısı değil din gayreti ve tasavvuf neşesi hakimdir. Fakat bu durum, şiirlerinin birer sanat şaheseri olmasına engel teşkil etmemiştir. Söz yoğunluğu, rahat söyleyişlenen belli başlı konular ise, İslam'ın inanç, ibadet esaslannın yorumu, aşk, fanilik, ölüm, gurbet, tabiat, hasret gibi temalar ve ahlakî öğütlerdir.

Yunus'un şiirini dünden bugüne getiren özellik, sağlam bir düşünceye bağlı olmasıyla birlikte bu düşünceyi üstün bir sanat gücüyle ifade etmiş olmasıdır.

Sanatı

Başka Yunus'lar
Bir Usanmaz Ozan
Bütün Zamanların Şairi
Coşkunun Şiiri
Halkın Şairi
Şiir ve Poetika
Sözü Pişirmek
Sözün Yüzünü Örtmek
Yunus'un Takipçileri