Tarikatsız Bir Tarikat Ehli

"Yunus, tarikatsız bir tarikat ehlidir.

Çünkü o hepsindendir ve bütün tarikatları aşmış bir velidir."

Yusuf Ziya İNAN

Yunus Emre'nin şeyhinin Tabduk Emre olduğu konusunda ortak bir kabul vardır. Fakat mensubu olduğu tarikat konusunda aynı şey söylenemez. Bunun en mühim sebebi ise Yunus'un tarihi cephesinin yeterince bilinmemesidir. Bu cephe bilinmeyince hangi sufî mektebe müntesip olduğu da bilinememektedir.

Diğer önemli bir sebep ise, nasıl Anadolu'da her bölge ona bir mezar yahut makam ihdas etmişse, her tarikat da ona sahiplenmek istemiştir. O'nu Horasan'a dolayısıyla Ahmet Yesevi Mektebine bağlayanlar olduğu gibi Anadolu'da bu mektebe kendilerini nispet ederek kurulmuş olan onun Bektaşilik, Alevilik, Mevlevilik, Nakşilik, Kadirilik, Hâlvetilik, Rufailik içinde olduğunu söyleyenler, hatta Babai, Batını olabileceği üzerinde duranlar da olmuştur.

Yunus'un şiirlerinde ve menkıbelerde bu tür yorumlara imkân verecek mısralar ve ayrıntılar elbette vardır. Meselâ çaldığı ilk kapı Hacı Bektaş kapısıdır. Oradan yine bir Hacı Bektaş ereni olan Tabduk Emre'ye ısmarlanmıştır. Yine şiirinde geçen Tabduk-Barak-Saltuk isimleri bu anlamda onun tarikat silsilesi olarak görülebilir ve Bektaşî olarak ele alınması söz konusu olabilir.

Yine şiirlerinde Mevlâna ile görüştüğüne dair söyleyişler, Mevlevilik menkıbeleri içinde yer bulması onun Mevleviliği, "Şeyh Abdülkadir" den bahsetmesi Kadiriliği, Hâlveti geleneği içinde menkıbelere konu olması ve bu tarikat mensuplarınca da çok sevilmesi Hâlveti oluşu yorumlarına imkân verebilir.

Hatta daha ileri bir noktada adını andığı Barak Baba'nın Babai oluşu ona Babai demeyi, coşkulu söyleyişleri Melâmî olarak görmeyi ilk bakışta haklı çıkarabilir. Yine meseleye tasavvuftan ziyade felsefe gözüyle bakanlar için Yunus panteist de denebilir.

Ama bütün bunlar, yine birkaç mısraya bağlı kalarak yapılan yorumlardır. Oysa karşımızda bir eser ve bir hayat durmaktadır. Bu esere ve hayata bir bütünlük içinde bakıldığında ve parçalar bütünleştirildiğinde ise karşımıza bu söylenen tarikatların, yolların, anlayışların hiçbirine sığmayacak denli derinlikli, büyük bir insan çıkar.

Yaşadığı çağın özellikleri de dikkate alındığında onu bir topluluğa ait göstermenin doğru olmayacağını ortaya koymaktadır. Çünkü her şeyden önce Yunus'un yaşadığı çağda kurumlaşmış bir tarikat yoktur. Ancak Bektaşilik ve Mevlevilik oluşma sürecindedir. Yunus'un bu iki tarikatın mensuplarıyla mutlaka münasebetleri olmuştur. Her iki tarikat da menkıbelerine Yunus'u almışlar, Yunus da Hacı Bektaş isminden şiirlerinde hiç söz etmese bile Hacı Biektaş müntesibi gösterilen şeyhi yoluyla Bektaşilikle, yine adından söz ettiği Mevlâna dolayısıyla Mevlevilikle ilgisiz olması düşünülemez. Fakat bu durum bu meselenin çözümü için yetmemektedir.

Bundan daha önemlisi ise Yunus Emre'nin kişisel tutumudur. Yunus Emre, her şeyden önce tevhid (birlik) fikrinin şairidir. Bu fikir onda sadece Allah'la bir olma şeklinde şahsî bir anlayış veya tasavvufî bir görüş olmanın ötesinde sosyal boyutları da olan bir hadisedir. Zira yaşadığı devirde en çok ihtiyaç duyulan tek şey birlikti. Sevgiydi, hoş görüydü… Bu değerleri benimseyip yaygınlaştırmak isteyen biri sadece bir zümrenin mensubu olamaz. Dolayısıyla Yunus Emre, bütün tarikatların tartışmasız kabul ettiği ama benimsenme olayı tarikatlarla sınırlı kalmayıp bütün insanlar tarafından yapılan evrensel bir isimdir. Dünyaya Türk- İslam kültürünün bir armağanıdır. Onu bir tarikata ait göstermek Yunus'u bir daireye hapsetme gayretkeşliği olur ki bu asla doğru değildir.

Yunus, hayatı boyunca bir İslam şairi olmanın şuuruyla hareket etmiş, bütün İslamî oluşumlara aynı gözle bakmış, onlarla ilgilenmiş bir sufidir. Tabduk Emre'ye bağlanmış olsa bile şahsiyetini bir tarikatın kesin kurallarıyla sınırlandırmadan başka yollarla da münasebet kurmuş, hepsinden yararlanmış, daha sonra da şiirleri, gezileri aracılığıyla düşüncelerini sadece kendi Halkına değil evrensel bir dille bütün insanlığa yaymıştır. Her tarikatın, her bölgenin, her düşüncenin dün olduğu gibi bugün de ona sahiplenmesi ondaki bu evrensel İslam anlayışının en iyi göstergesidir. Yunus, her şeyden önce bir aşk adamıdır. Aşk hudut dinlemez, mecralara sığmaz. Şiirlerinden çıkarılabilecek Yunus mizacı da muayyen bir tarikatın adamı olmasına zaten engel bir durum olarak görülmelidir. Dolayısıyla o "tarikatsız bir tarikat adamıdır."

Bu konuyu bitirirken şu hususu da belirtmek gerekiyor. Tasavvufa ve tarikatla ilgili önyargılar yahut yeterli bilgi sahibi olmamak gibi sebeplerle Yunus Emre'nin "tarikatlar üstü" bir şahsiyet olması onu tarikat gerçeğinin dışında hatta karşısında biri olarak görülmesine haklılık kazandırmaz. Onun sadece Müslümanları değil bütün insanları kucaklayan evrensel bakış tarzı, sufi insancıllığı dikkate alındığında onun için elbette "tarikatlar üstü bir şahsiyet" olarak görmemiz gerekir, ama "tarikat dışı" yahut "tarikat karşıtı" göstermek istemek Yunus Emre gerçeğini saptırmak olur. Zira, onda tarikat dışılık yahut karşıtlık sözkonusu değildir. Yunus, "şeriat-tarikat-hakikat-marifet" ilkesini manevi yolun ilkesi olarak gören bir veli-şairdir. Ama o çağındaki bu tür oluşların hepsine aynı sevgi ve ilgiyle bakarak o çağda çokça ihtiyaç duyulan birliğin tesisi için çalışmıştır. Cümle âlemi kardeş bilen birinin kendi coğrafyasında da birlik üzre bir çağrıyı seslendirmesini ve başka türlü düşünmesi de zaten mümkün değildir.